Normal Basınçlı Hidrosefali

Bir deyim var dilimize yerleşmiş olan, “Onun artık beyni sulanmış!” diyorlar. Aslında oldukça doğru bir yaklaşım, çünkü yaşlanan bazı insanların beyninde ortaya çıkan küçülme sonucu, beynin içindeki boşlukları doldurup çevresini kaplayan beyin omurilik sıvısının arttığını biliyoruz. Zaten yaşlıların beyin omurilik sıvısı dinamiklerinde de bozukluklar olduğu bilinmekte ve bu durum ‘bunama’ tablosu ile ilşkilendirilmektedir. Hatta ‘Normal Basınçlı Hidrosefali’ yanlış tanısı ile şant tedavisi uygulanmış Alzheimer hastalarında, klinik düzelme görüldüğü de rapor edilmiştir.

Varlığı 1936 yılından beri bilinmekle birlikte; bunama yakınması ile karşımıza çıkan her 7 kişiden birinin beyninde bu sıvı artışının aşırı düzeyde olduğu bir hastalık, 1965 yılında Hakim ve Adams tarafından tanımlanmıştır. Ama tabii ki dilimizdeki söz konusu deyimin ortaya çıktığı devirlerde, kimsenin sözünü ettiğim hastalıktan haberinin olduğunu sanmıyorum.

‘Adams Hakim’ hastalığı, bunamaya yol açan nedenler arasında tümüyle tedavi edilebilen; yani yapılacak bir ameliyatla hastanın durumunun tamamen geri döndürülebildiği, hatta tedaviden sonra yaşamına eskiden olduğu gibi normal bir insan olarak devam edebildiği tek hastalık.

Bu tablo beyin kanaması, tümör, enfeksiyon, kafaya alınan darbe, Paget hastalığı, akondroplazi gibi başka kafaiçi sorunlarla beraber olabildiği gibi; kendiliğinden (idiopatik olarak) de ortaya çıkabilir. Tabii bu hastalık bunamaya yol açan diğer hastalıklarla birlikte de görülebiliyor. Örneğin her 5 Parkinson hastasının birinde bu durum da hastalığa eşlik ediyor, yani yine etkili bir tedavi şansı var.

Yürüyüş bozukluğu genellikle ilk ortaya çıkan bozukluktur. Tipik yürüyüş yavaş, yerden ayağı kaldırmadan sürükleme tarzında atılan küçük adımlar şeklindedir. Hasta dönüşlerde zorlanır, ancak dengesizlik görülmez. Buradaki yürüme bozukluğunda, Parkinson’da olduğunun aksine hasta kollarını sallayarak yürür.

Zihinsel değişiklikler ise yakın hatırlamada zorluk şeklinde bir bellek kaybı, azalmış dikkat ve düşüncede genel bir yavaşlama şeklindedir. Alzheimer ile karşılaştırıldığında daha az ciddi ve daha yavaş seyirlidir. Hastada genellikle konuşamama, beceriksizlik, tanımama benzeri başka nörolojik kayıplar yoktur. Baş ağrısı pek görülmez ancak; saldırgan davranışlar, epilepsi ve Parkinson benzeri bulgular görülebilir.

İdrar kaçırma yakınmasına gelince, hastalar ilk başta tuvalete yetişemediklerinden söz ederler. Ancak çoğu hastada, idrar yapması gerektiğinin farkına varılamaması söz konusudur.

Hasta işlem sonrası yaşam kalitesini düşüren bu tip çok önemli olumsuzluklardan kurtularak sosyal yaşamına geri dönebiliyor. Sonuçta net sayılarla belirtecek olursak; tedavinin başarılı olma şansı, cerrahiden 3 ila 6 ay sonra % 65 – % 95 arasında değişiyor. Genellikle şant takılması sonrası ilk aylarda görülen belirgin iyileşme sonrası, yakınmalar sabit bir hal alırlar. Ancak bir grup hastada ise yavaş ve durağan bir iyileşme görülebilmektedir. Özetleyecek olursam, ortalama % 60 hastada şant takılması sonrası hemen iyileşme saptanırken, uzun dönemde belirgin iyileşme saptanan hasta oranı ise % 30’dur.

Bunama yakınması olan kişiler arasında her 7 kişiden birinde bu hastalığın olduğu çok iyi bilinen bir gerçek. Demek ki bunama her 7 hastadan birinde geri çevrilebiliyor. Ancak vakaların %80’inin gözden kaçırılmakta olduğunu bildiğimden, tedavi için en uygun zaman penceresinin tanı konduktan sonraki ilk yıl olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Yani erken tanı hemen her hastalıkta olduğu gibi bu konuda da önemlidir.

 

“Vakit nakittir!” derler ya, aslında “Vakit beyindir!”.